gestellt {a} | dayalı {a} |
|
gestellt {adj}
[Foto] | poz verilerek çekilmiş {s} |
|
auf sich alleine gestellt sein {v}
[Redw.] | tek başına kalmak {fi} |
|
besser gestellt {adj} | daha zengin {s} |
|
besser gestellt {adj} | daha varlıklı {s} |
|
besser gestellt {adj} | daha çok gelirli {s} |
|
dahin gestellt sein lassen {allg} | hakkında karar vermek {allg} |
|
ganz auf sich gestellt sein {allg} | tek başına olmak {allg} |
|
ganz auf sich gestellt sein {allg} | kimseden yardım görmemek {allg} |
|
gleich gestellt {adj} | aynı seviyede olan {s} |
|
gleich gestellt {adj} | aynı haklara sahip {s} |
|
gut gestellt sein {allg} | kazancı iyi olmak {allg} |
|
gut gestellt sein {allg} | hali vakti yerinde olmak {allg} |
|
hoch gestellt {adj} | yüksek rütbeye sahip {s} |
|
hoch gestellt {adj} | yüksek makamda {s} |
|
hoch gestellt {adj} | yüksek {s} |
|
hoch gestellt {adj} | yukarıda {s} |
|
in Dienst gestellt werden {allg} | hizmete girmek {allg} |
|
vor Gericht gestellt werden {v}
[Jur.] | yargılanmak {fi} |
|